Etkinlikler Duyurular Kitap Tanıtımları Şiirler Foto Galeri İletişim




3 OCAK MERSÝN’ÝN KURTULUşU ŞÝÝR YARIşMASI SONUÇLANDI
3 Ocak Mersin’in Kurtuluşu Şiir Yarışması Sonuçlandı. Dereceye giren şiirler Toroslar Belediyesince düzenlenen kahvaltılı toplantıda açıklandı. Ödülleri verildi.

3 OCAK MERSÝN’ÝN KURTULUşU ŞÝÝR YARIşMASI SONUÇLANDI





 İŞTE ŞİİRLER!...




                                                                                                     Yarışma Birincisi


KURTULUŞ RÜYASI

 

Esaret paslı zincir, kementti boynumuzda

Düşman nefret gayyası, yılandı koynumuzda

Fransızlar saldırdı; kadın, çocuk herkese

Sağırlaşan vicdanlar kulak vermez bu sese

Hüzünler dağ misali, acılar baldırandı

İstilacı zalimler küstahça saldırandı

Bir yanda Fransızlar, bir yanda İngilizler

Basiret nazarıyla aşikâr oldu gizler

İşgalcinin bitmeyen nefreti, kini vardı

İdrakleri kördüğüm, kalpleri bir duvardı

 

Mondros’un ardı hüzün, işgal ve istilâydı

Bu millet hürriyete âşıktı, müptelâydı

Yürekler yangın yeri, hüzün dağlar kadardı

Tasalı, kırık kalpler “vatan” diye atardı

Ecnebiler saldırdı, nefretini kusarak…

Ceddimin neferleri, haykırdılar susarak…

Ufuktaki parıltı, yalancı bir ziyaydı

Gördüğümüz bir kâbus, karanlık bir rüyaydı

Bu uğursuz rüyanın ötesi hoş, rahmetti

Ölümsüzleşen nefer Ahmet’ti, Muhammet’ti

 

Torosları inletti, atlılar ve yayalar…

Gerçek yüzler görüldü dökülünce boyalar

Temaşa eden bilir ufukların cengini

Akan kanlar bayrağa, verdi şanlı rengini

Yüreği köz köz etti, kırık dökük ağıtlar

Âhların aleviyle yandı bütün kâğıtlar

Doğrulttular düşmana topunu, tüfeğini

Gözyaşıyla yıkadı mübarek yüreğini

Siper etti kendini, olmasa da imkânı

Çelikten pusatlardan öne geçti imanı

 

Yurt için ölmek şeref, mümin için ahitti

Kutlu mücadeleye dağlar taşlar şahitti

Esaret zincirini yiğit Mehmetçik kırdı

“Ya özgürlük ya ölüm” diye asker haykırdı

Dadaloğlu misali mesken tuttuk dağları

İmanın ışığıyla aydınlattık çağları

Şehir efkâra durdu, gecenin yüzü kara

Şükrolsun iyileşti onulmaz derin yara

Sisler dağıldı bir bir, kışın sonu bahardı

Zifiri karanlığın ardında güneş vardı

 

Ân geldi, meyve verdi; sabırlar ve umutlar?

Gidenlerin ardından kan yaş döktü bulutlar

Müminsin, muvahhitsin; imanına şahidim

Kabrinde rahat uyu ey kahraman şehidim!...

Gönderde dalgalanan bayraktaki yıldızsın

Eskimez yenisin sen, hep parlayan yaldızsın

Esaret yangınında serinlendik gölgende

Huzuru ve barışı tesis ettin ülkende

Tarihten ders almazsak bu acılar hiç dinmez

Kanla sulanan bayrak gönderden asla inmez

 

Akdeniz’in incisi şeref ve şan sendedir

Ululardan emanet kutlu nişan sendedir

Rengin kan kırmızıdır, başka rengin yok senin

Eşsizsin bu âlemde gayri dengin yok senin

Yarım kalan tebessüm, sükûtun sessisin sen

Aşk rengine boyanmış huzur bestesisin sen

Ey zafer müjdecisi, kopup gelen âhsın sen

Sıkışan yüreklere kutlu inşirahsın sen

Üç Ocak geldiğinde mutluluktan uçarız

Birlik olduğumuzda her kapıyı açarız

Nihat MALKOÇ / Trabzon

                                                                                                    Yarışma İkincisi

 

 

3 OCAK DESTANI

 

Kuyruk acısını unutmayıp da,

İşgalci olana gül vermedik biz.

Yalnız Fransız’ı düşman sayıp da,

Ermeni’yi tutup bel vermedik biz.

 

İngiliz en önde akıl hocası,

Peşine takılmış hain nicesi,

İnsanlık yoksunu şeref cücesi,

Cürmü kadar yaktı kül vermedik biz.

 

Kilikya hayali sarmış düşmanı,

O yüzden kudurmuş yokmuş imanı,

Müsait demişler Mersin limanı,

Çıkarma gününde sal vermedik biz.

 

Safı değiştirmiş gizli kefere,

Karargâh kurmuşlar onca nefere,

Boş yere çıkmışlar büyük sefere,

Alata’dan öte yol vermedik biz.

 

Çakal sürüsüne kucak açana,

Etrafa kendince korku saçana,

Kara kalpaklıdan ürküp kaçana,

Merhamet edip de yal vermedik biz.

 

Mustafa Kemal’in Aslan yaveri,

Mara’dan getirdi Kuvva haberi,

Değişti yörüğün bahtı kaderi,

Değil memleketi çul vermedik biz.

 

Bütün müfrezeler gelip yerleşti,

Vatan sevdalılar tek tek birleşti,

Toroslarda Türk’ün sesi gürleşti,

Çok şükür millete zül vermedik biz.

 

Kaçarak gidince haçlı ordusu,

Bitti esaretin zulüm korkusu,

3 Ocak’ta çaldı zafer borusu,

Şehit düşsek bile il vermedik biz.

 

                                                     Murat ARICI/Erdemli-MERSİN

 

 

 

                                                                                                    Yarışma Üçüncüsü

 

                            HAYAT KAPTANIM   “MERSİN’İM”

 

Dün gece rüyamda, gülüşü incilerle bezenmiş,

Mersin’imi gördüm anne.

Hayata gülen gözlerle bakıyordu,

Sevgiye, kardeşliğe aç insanlar doyuruyordu sofrasında,

Limon çiçekleri buram buram güvercin kanatlarında.

Sevgi ipliğine nazar boncukları diziyordu.

Gelin misali mavi bir tebessüm var yanaklarında.

 

Mersin’im,

Her bir yanda düşman kurmuştu ya pusu,

Sözü de öyle tutarlardı kalbur nasıl tutarsa suyu.

Bırak düşmanı gök mavinde uçurtman olayım,

Al beni yüreğine azıcık orada kalayım.

 

Mersin’im,

İçimde volkanlar yaratır o hüzünlü bakışın,

Bir ceylan böyle ağlar, yalnız kalınca kışın.

Senin zaferine şahit, hayran bütün kâinat,

Boğacaktı düşmanı denizinde, Mehmet’imin inadı inat.

 

Mersin’im,

Oysa ben sana ceylan bakışlım demiştim,

Gözyaşlarını silerken, saçlarına takılmıştı ellerim,

Kirpiklerini salıncak eyledim, al beni gönül tahtına,

Seni bana emanet verdi ulusum, ben de evladıma.

 

Mersin’im,

Yörüklerin misali zaferle, toprağa diz vurur dağların,

Gülüşün sarsın yarınları, dursun kanayan yaraların.

Merhamet merhemi sür, sevgiye aç gönüllere,

Benim mavi gözlü şehrim, kurtuldu mu şimdi anne.

 

Mersin’im,

Saçımı tarardı rüzgârın, esmez artık ne diye,

Nasıl dokundu göğsüne, yazıklar olsun o ecnebiye.

Avuçlarımda bir limon kokusu, yürekte şehrimin şefkati,

Üç Ocak’ta içti düşman, yenilgi denilen o şerbeti.

 

Ey vatanımın her karışında iz bırakan Türk milleti,

Nasıl da söküp attın göğsünden, sökülmez denilen o illeti.

Kalbimin kurtuluş günü, senin kurtuluşa erdiğin gün,

Ölürsem beni,  

Ölürsem beni Mersin’imin ayran yanığı bağrına gömün.

                                                                                                    

                                          Mehribe ERSİN-Mut/MERSİN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                   Yarışma Mansiyon Birincisi

 

ÜÇ OCAK GÜNÜ  

 

Ya Allah deyince topsuz tüfeksiz,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.
Düşmanlar sanmıştı bizi yüreksiz,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.

 

Samsundan doğmuştu Türkün güneşi,
Yanıyordu Yörüklerin ateşi,
Öyle bir savaş ki olmadı eşi,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.

 

Esir yaşamayı sevmezdi bu ırk,

Ölmemizi emretmişti Atatürk,
Ayağa fırladı hasta yatan Türk,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.

 

İngiliz, Fransız sardı Mersini,
Onlar bekliyordu işin tersini,
Onlara yurt değil verdik dersini,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.

 

Kuvva ile ordu verdi baş başa,
Sarıldık küreğe, kazmaya, taşa,
Düşman türlü hayal kurmuştu boşa,
Üç ocak gününde kurtuldu Mersin.

 

Anlatırım sazım ile sözümle,
Övünürüm tarihimle, mazimle,
Savaş verdik şehidimle gazimle,
Üç ocak günüde kurtuldu Mersin.

Mehmet Ali SAPAN /Adana

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                   Yarışma Mansiyon İkincisi

 

MERSİN’İN KURTULUŞ DESTANI

 

Akdenizden eser, Toros’tan iner,

Ilık, ılık ruzigarı Mersin’in.

Anamur, Silifke, Tarsus, Yenice,

Sahil boyu hoş diyar’ı Mersin’in.

 

Bu cennet vatana göz dikti yadlar,

Osmanlı mülkünde bozuktu tatlar,

Olmadı kimseden dostça imdatlar,

Başlamıştı ah-üzarı Mersin’in.

 

Otuz Ekim Bin Dokuzyüz Onsekiz,

İşgal başlamıştı, naçar idik biz,

İşbirlikçi; Fransız’le, İngiliz,

Verilmişti son kararı Mersin’in.

 

İçel-Mersin, Mondros Mütarekesi,

Hain düşmanların yükseldi sesi,

General Kılark’ın nota vermesi,

Kurulmuştu idamlar’ı Mersin’in.

 

İngiliz subayı çıkıp karaya,

Nota verdi hemen, O Galip Bey’e,

El koymak istedi hem de her şeye,

Kalmayacak; Namus-ar’ı Mersin’in.

 

On dokuz Aralık, Tarsus’u işgal,

Fıransız General Hamlin aynı hal,

Bin beş yüz Kamavor Ermeni, eşgal,

Olacaktı tarumarı Mersin’in.

 

Binbaşı Andrey’le, Yüzbaşı Caulet,

Milli bir teşkilat kurmaktı niyet,

Beyrut Ermeni’si kurup eyalet,

Düşecekti iktibarı Mersin’in.

 

Bu işgale karşı Türk gençlerini,

Tevfik Bey toplayıp gönül erini,

Basri bey, Hikmet bey çetelerini,

 Derleyip eyledi yarı Mersin’in.

 

Ermeni, Musevi, Rum, Hristiyan

Kürt, Sünni, Alevi, Araplar her an,

Türklerle bir olup ettiler isyan,

Bunlardı umum efkarı Mersin’in.

 

Ekim, Bin Dokuz Yüz On Dokuz Günü

Hüseyin Hüsnü Bey, övdü ceddini,

Bazı azınlıklar bildi haddini,

Olmadı isyankarı Mersin’in.

 

Hayır cemiyeti Ermenilerin,

İslam Hayır Cemiyeti Türklerin,

Fransa Jandarma birliklerinin,

Sonu oldu;intizarı Mersin’in.

 

Nisan-Ekim bin dokuz yüz on dokuz,

Antlaşma yapıldı, güçlü ordumuz,

Müdafa-i Hukuk, Anadolumuz,

Cemiyeti ümit varı Mersin’in.

 

Lütfü Bey, Haydar Bey, Ali Efendi,

Osman Muzaffer bey, İshak Efendi,

Komutan, Başçavuş Yusuf Efendi,

İşte bunlar iftiharı Mersin’in.

 

Mustafa Kemal’e, O büyük şefe,

Beş ağustos günü varıp hedefe,

Eshab-ı Kehf Dağı, Ziyaret Tepe,

Kurtuluşta yadigarı Mersin’in.

 

Bin dokuz Yüz Yirmi, Üç Ocak günü,

Kurtuluş Bayramı, milli düğünü,

……………, *ordumun duyuldu ünü,

Vatan millet bahtiyarı Mersin’in.

 

*Burada şairin mahlası yer almakta. Ancak bu kısım şairin tanınmaması için boş bırakılmıştır.

 

                                                                   Osman Taşkaya (Aşık Feymani) / Osmaniye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                   Yarışma Mansiyon Üçüncüsü

 

 

MERSİN: KAHRAMANLIÐIN RUH COÐRAFYASI                                   

 

 

 

Rüzgârda nefessin, sularda rüzgâr;

Hercai sineni döver, batırdığın güneşler.

Ağaçlarının yelesinden yıldızlar seker, kuşlar uçuşur,

Alev alev bulutlar yüzer hafiften,

Büyük serüvenin yansımıştır mermere.

 

Senin "Orta Toros" lu paletinde

Gündüzler, gölgesi vurgun yemiş Anadolu çiçeğidir.

Geceler, gümüşten bir şerit gibi genişler karanlığın örsünde

Ve günbatımları al bir kelebek olur.

Böğürtlenli rüzgârlar eser "Bolkar’ın Medetsiz Tepesi"nden,

Âsî bulutlar giysidir sana.

 

Bir ışık sütunu düşer, şehitlerinin heybesinden;

"Su Bendi" ve "Emirler" de kan renklidir sabahların.

Belediyenin al örtüsünü giyer "İbrahim oğlu Ahmet Hallaç",

"Karacailyas", en serin nane kokularıyla savrulur.

"Yanpar’lı Hüseyin", "Hacı Bey", "Muhsin Efendi": Gözünün son damlaları;

"Hasan Efendi", "Sadık Paşa":  Leyli bakışların,

Toprağında yatan yiğit: "Emin Reşa Bey" dir.

 

Hani bir sadâ yırtardı karanlığı,

Bir yıldırım gibi inletirdi "Mülazım-ı Evvel Osman Muzaffer Efendi",

Gül açardı al bayraklı siperlerde:

"-Vatanımda bir düşmanın ayağına gitmem!"

Alnında ağarttığın şafaklardan tekbîr sesleri akardı.

Çözerdin özlediğin esintiyi başından,

Tarardın "Aslanköy" lü analarımızın tarağıyla

Bahçelerin altın yelelerini.

 

Baktığım her yerde sen varsın, gözümün aldığınca

"Gözne" de, "Fındıkpınarı" nda, "Mihrican" da nice umutların tomurcuklanır.

"Göksu Irmağı" nda, nurdan halen parlar,

"Karataş Burnu" ndan, secde için suya iner her gece yıldızların.

Kutsanmış kuşluklarla ışırsın günlerini

"İncekum" da nice sırlar saklarsın

İpek bir satene sarılıdır dünyan

En güzel çağrıları muştular sesin.

 

"Tımbıllı" nın ateşiyle tutuşan sularının burcundan

Âşk ve ışık akar, tenhalarında açelyalarla

"Karacailyas" ın, "Gudubes "in, "Ziyarettepe "nin göğü çatlatan mavilerinden,

Tan yeri sürüklenir;  gülşen olursun: Cennete nîşan

Çözülür ivmenden eşyanın yerçekimi

Zirvelerinde melhem oynar.

 

Çağlar eriyerek silinmiş engin bağrında

Kaf mısın, Anka mısın, bilemem

Ne zaman seyretsem "Toros’lu" duruşunu

"Üç Ocak" lı miladın ve senin güzelliğin

Bir daha canlanır karşımda, yenibaştan

 

                                                                                    Miraç Furkan Bayar / Erzurum

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                         Yarışma Juri Özel Ödülü Birincisi

 

 

MERSİN’E SERANAT

 

Ey portakal kokulu şehir;

Düşer miydi saçlarına yakamozlar,

Prangalar bağlıyken ayaklarına?

Ne ay şavkı düşerdi şakaklarına;

Ne de güneş yakışırdı ufuklarına.

 

Sen sevdiğim, sevdalandığım diyar.

Hangi su severdi seni;

Hangi köprüler kamçılardı sana gelsin diyerek nehirleri.

Sen ey Göksu’nun gözlerine sürme çektiği yâr;

Duyuyor musun beni?

 

Bu gün mevsimlerden kurtuluş.

Takvimlerden üç ocak.

Selam saldım cümle kuşlara bugün,

Gelip saçlarında uçacak.

Zeytinliklerinden havalanır bütün barış güvercinleri.

Sana perdedar olup, konfetiler saçacak.

 

Öper miydi Akdeniz sabahlara kadar seni?

Elin olsaydın.

Hangi türkü yakışırdı sana,

Hangi kına girerdi avuçlarına?

Sinen İstikbal kokmadan ve dudakların İstiklâli fısıldamadan,

Mahşeri bir kalabalık kapanır mıydı ayakuçlarına?

 

Bugün günlerden üç ocak…

Doğduğun gün Mersin.

Mürüvvet günün. Aşk günün…

Hangi cemredir bu, hangi sevdanın o nazenin dokunuşu?

Hangi vuslattır bu böyle?

Dudaklarındaki kıpırtı, hangi şükrün okunuşu?

 

 

Ey şehir sende gezer, su ve zaman kol kola ve sende tazeler aşklarını.

Özgürlüğüne ve özgürlüklerine kaldırırlar kadehlerini.

Güneşin doğuşunda ve batışında esvap değiştirir Akdeniz.

Göksu geçtiği her yerde adeta öper topraklarını.

Her şey ve herkes bir şeyler devşirir senden.

Çünkü ağaçlar egemen dökmek ister yapraklarını.

        

Bütün yıldızlar emrimde bugün Mersin.

Adın yüreğimdeki şairin dilinde.

Bütün kayalıkların şiir yazmak için çağırır sevdalı yürekleri.

Sende her sokak, her yol, her yüz kurtuluşu anlatmakta

Kendi kavlince ve halinde. 

 

Hürrem’in kirpiği kadar güzel,

Züleyha’nın asaleti kadar asilsin Mersin.

Bugün günlerden üç ocak;

Bir ana nazeninliğinde gözlerini;

Bu saman kâğıdı takvim yaprağı silsin.

 

Yıkılacaksa köprüler yıktık.

Yakılacaksa yaktık.

Ölünecekse öldük Mersin.

Biz ki zifiri karanlığın içerisindeki aktık,

Biz sana aşk için sahip çıktık.

 

Bugün günlerden üç ocak.

 Bu saman kâğıdı takvim yaprağı, dağlardan ağır bir yük taşır.

Akdeniz’in göğsü kabarırken

Cemalin bugün daha bir  ışır.

Ne bir boya sür gözlerine.

Ne de kızıla çevir dudaklarını.

Sana en çok İstiklal yakışır.

 

                                                                                    Adem Bilban/ Seydişehir-Konya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                         Yarışma Juri Özel Ödülü İkincisi

 

 

MERSİN AÐACININ AÐITI

 

 

mersin  ağacının beyaz gölgesinde

fildişi bir zaman

kadın toros etekleri kadar ağıtlı

çocuk akdenizin sıcak koynu gibi  masalsı

başımızda  uçarı sevdaların deniz ılıcası

adam sularda aksi seda

kadın rüzgarlarda  toros çiçeklerine mühürlü

şiir dilli çocuk akdeniz kadar  mağrur

köpük köpük sevdasın sen sularda kilikya

 

adonisin bahçelerinde şafaklar söktü  yar

batı rüzgarlarında  ağıtlı okunuyor  kurtuluş  hikayeleri

devriyeler basmış şehri

ardında sonsuz eşiklerde bitmeyen bir yağmur

filikalar eski limanda

lejyonlar şahmaranlar şehrin boşluğunda

samanyoluna bakıyor çocuk

gazi paşayı bekliyor

o en parlak yıldızı

 

kız kalesinde sular ve zaman  gül yaprağının çiyinde kanıyor

şiir dilli çocuklar kayıp zamanın güz çığlığı ile

bekliyor kurtuluş gününü

hürriyeti

sıcak bir ekmeği

ah kilikya ah kilikya

güz çiğdemleri açarken

şiir dilli çocuklar gibi hüzünkarsın  sen kilikya

 

ne zaman susacak ağıtlar

seninle gömdüm türkülerimi

eski  taş gömütlere

akdenizin sıcak koynunda

ağıt ağıt mersin ağacı

 

halep ipeği sadakor giymiş anam

melon şapkalı baylar

karboğazında mahşeri bir  zaman

cepheye cephane taşır anam

gül kurusu mendiliyle siler gözün yaşını

 

kesme taş evlerden yükseliyor

maruni çerkez arap dürzi ve mübadil bir çığlık

her üç ocakta göğsüne kekik sürüyor maranlar

bekliyor efsunlu geleceği türkmen çocuk

samanyolunun sonsuzluğunda

sıcak ekmekler gibi kutsalsın  sen kilikya

 

toros etekleri pare pare ağıta durmuş

sümbül  kokulu koçyiğitler  gülü reyhan kokuyor

içmiş meçhul asker ölümsüzlük şarabını

süpürge tohumu bir dilim vesika ekmek bekliyor anam

şiir dilli çocuk eski limanda

paris  zırhlısına el sallıyor

tarih karboğazında yeniden yazılıyor

müfrezeler atlılar devriyeler geçiyor

portakal kokulu mersin gecelerinden

 

mersin ağacı  ve  maranlar

efsunlu samanyolunda beklenen mustafa kemaller

kurtuluş gününü selamlıyor her üç ocakta türkmen obası

gülbank okuyor giryan derviş toros eteklerinde  vatanın saadetine

her üç ocak mahşeri bir kalabalık

 

hürriyet hummalı bir ateştir

cennet elbisesini zifiri renkte giyenler için

kurtuluş gününü selamlıyor şiir dilli  çocuk

ağır kurşun yarası pervazlar

ağıt ağıt mersin  ağacı

adamın içi tufan

kadın toroslarda yalnız dağ çiçeği

çocuk samanyolunda  sonsuz Mustafa Kemal

eşitlik ve hürriyet türküleriyle

köpük köpük sevdasın sen  derin suların kadim izinde  kilikya

 

 

                                          Ömriye Karataş/ Gebze –Kocaeli

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                         Yarışma Juri Özel Ödülü Üçüncüsü

 

 

 

AKDENİZ  İNCİSİ

                   1         

İngiliz, Fransız, geldiler birden,

İsyan  etti sular akan nehirden,

Urfa,  Maraş, Antep, birçok  şehirden,

Düşmanları kovmak  zordu Mersin’im.

Kilikya’da varken düşman mangası,

Anamur, Silifke, Tarsus Ovası,

Alev alev yanan yağmur damlası,

Sanki bir ateşten,  kordu Mersin’im.

 

Yıldızlar dökülse bölünmez vatan,

Sandılar geçilir Toros Dağından,

İngiliz, Fransız, batıda Yunan,

Geldiğine pişman oldu Mersin’im.

 

Mersin’dir burası, dört mevsim bahar,

Dağları ovası hep tarih kokar,

Köpüklü dalgalar sahili okşar,

Akdeniz incisi oldu Mersin’im.

 

Umut dolu heybem taklı kolumda,

Sevgi çiçekleri açar yolumda,

Bir uçtan bir uca Anadolu’mda,

Özgürlüğe giden yoldu Mersin’im.

 

Adı gibi mavi Göksu’da sular,

Toros Yaylasında Yörük obalar,

Ay-Yıldız tapulu Al Bayrağım var,

Tarihe bir mühür vurdu Mersin’im.

                                 2

 

“Çanakkale ruhlu” Mehmedim var ya,

Kaç yazar bin düşman top ve batarya,

Tersine akamaz artık Sakarya,

Akdeniz’den güneş, doğdu  Mersin’im.

 

Tarihte isimsiz nice kahraman,

Eşi yok  dünyada böyle bir destan,

Samsun’dan Yurduma,  güneş gibi doğan,

Atatürk’e  selam durdu Mersin’im.

 

                                                        Zeki Uysal/ Ş. Karaağaç/Isparta

 

 

                                                                                       VE  DİÐER  KATILIMCI  ŞİİRLER

 

 

 

MERSİN’İN ZAFER DESTANI

 

Memleketin her yanı alev almış yanarken

Güz vurgunu gül gibi solan Mersin halkıdır

Gözü dönmüş Avrupa dalımıza konarken

Yüreği Bin hüzünle dolan Mersin halkıdır

 

Bayrağımın nakışı, düşmesin yere hilal

Toroslar’ın zirvesi sanki zemheri hayal

Silifke’nin bağrında esen rüzgarlar melal

Kendi yurdunda yetim kalan Mersin halkıdır

 

Medet yoktur bizlere Batı’nın kafesinden

Ezanlar yankılansın Bilal’in nefesinden

Uykuları kaçıyor insanın top sesinden

Tüfek kuşanıp cenke gelen Mersin halkıdır

 

İngiltere, Fransa, Ermeni kamavoru

Kirletti toprağımı çizmeleri, çamuru

Sanki gökten iniyor şahadetin yağmuru

Gözünü hiç kırpmadan ölen Mersin halkıdır

 

Çetin savaşlar oldu; Mezitli ve Subendi…

Müslüman Türk milleti kurtulmaz artık, dendi

Müfrezeler yılmadı, dev orduları yendi

Sabırla savunmada kalan Mersin halkıdır

 

Kızıldağ’ın feryadı, Bolkar’da hüzün olur

Göksu v eBerdan Çayı ç/ağlayan gözün olur

Adana, Urfa, Antep, Maraşta sözün olur

Gözünden kanlı yaşı silen Mersin halkıdır

 

Bir ilkbahar muştusu beklerken sarı lale

Ağlıyor için için ülkem düştüğü hale

Misal istersen eğer yetmez mi Çanakkale?

Ecdadından cesaret alan Mersin halkıdır

 

Şimdi garip mi kalsın ay yıldızlı bayrağım?

Namusum ve şerefim… Kime kalmış toprağım?

Çiğnetilmez bilinsin bir tek kuru yaprağım

Düşmanın rüyasını bölen Mersin halkıdır

 

Bahadır ceddim gibi şu meydana inmeli

Zalimin, eşkiyanın ensesine binmeli

Baba ocağına şan şeref ile dönmeli

İstiklal kıymetini bilen Mersin halkıdır

 

Milli Mücadele’de nice kahraman vardı

Güney Cephesi desen yiğit erlere dardı

Kuvayı Milliye ki derin yaralar sardı

Çile içinde bayram bulan Mersin halkıdır

 

Denize düşen millet yılana sarılmadı

Eğilse de filizim sökülüp kırılmadı

İstikbali ararken maziye darılmadı

Gök mavisi düşlere dalan Mersin halkıdır

 

Bin dokuz yüz on sekiz on yedi aralıkta

Akdeniz’den çıkarma yaptılar kıta kıta

Üç ocak yirmi iki destan oldu ufukta

Zafer haberiyle gülen Mersin halkıdır.

 

                                                           Saltuk Buğra Bığçak/Denizli

 

 

*********

 

 

MERSİN BİZİMDİR

 

Düşman soysuzu Mersin iskelesine yanaştı,

Komisere verildi zarf, ortalık aniden karıştı, 

Savaş Kilikya’nın işgalinden başlayacaktı,

Devlet adamı Galip Bey meclisine danıştı,

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

On beş gün sayıldı, işgale geldi Fransızlar,

İngiliz korkaklarından destek istedi arsızlar

Milisler mücadelesiyle, takdire şayandılar,

Bir yılın sonunda düşmanı bozguna uğrattılar

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

1920’de dik durdu Mersin, direndi yıkılmadı

Düşman ordularının son tacizine de aldırmadı.

Titreyerek Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıdı.

Düşman aman dilemek için çöktü yalvardı,

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

İngilizler, mutasarrıf Galip beye zarf verdiler.

Zarflarını da alıp, geldiği gibi koşarak gittiler.

3 Ocak sabahı saat dokuzda bir tren körükler,

Dağ köylerinden coşkuyla geliyordu Yörükler,

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

Mustafa Kemal’i düşünüyorum yorulmadan,

Alnımız ak, şanımızla yürüdük bu yollardan,

Sınamayın bizleri, vazgeçmeyiz bu davadan

Dalgalansın al bayrağım ak deniz sularından

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

Toroslardan fırtına olur, rüzgâr gibi geliriz,

Baş koyduk bu yola, delirdi hırçın yüreğimiz,

Nerden gelirseniz gelin, bükülmez bileğimiz!

Şerefim üstüne yemin, son sözü biz söyleriz,

Mersin’e yürüyün Yörükler, Mersin bizimdir!

 

                                                  Ali Gülmez /Silifke

 

*********

 

                         

  MERSİN ÜÇ OCAK

 

Aralık on yedi İngilizler limandan,

Düşmana hiç fırsat vermedi ki yaradan.

Lejyoner ecnebiler yürüdü karadan.

Hacı İshak Ağa gelecek Soğucak’tan.

 

Karakollar, idadiler işgal edildi.

Gizli plan için Richard’ın evi seçildi.

İngiliz, Fransız ’’İşgal geçici’’ denildi.

Hacı Yakup Ağa Bekirde’ye çekildi.

 

Mezitli, Yakaköy, Yenice, Tırmıl,Tarsus

Rivayet odur ki Kilikyalı Pegasus

Mersinli vatansever olur mu hiç sus pus,

Mustafa’m şehit oldu Eshab-ı Kehf  Tarsus.

 

Fransız saldırıyordu yurda dört bir yandan

Veli Haşim’in Tozkoparan’ı Ulaş´tan,

Bozkurtlar:Mitat Toroğlu,Muhsin Bey Puğ’dan

Hüseyin Efendi yardım eder Yanpar’dan.

 

Mersinli düşmanla değil ki savaşmadı.

Hainlik Fevzi’nin yanına kar kalmadı

Gözneli  Gök Mehmet sılaya kavuşmadı.

Çocuk İbrahim bildiğinden hiç şaşmadı.

 

Osman Muzaffer’im müfrezemdir Alsancak.

Üç yüz otuz altı yılı hava çok sıcak.

Fransız Kaç Kaç başlatmış Mersin’i yakacak,

Mersinliler çoluk çocuk birden kaçacak.

 

 

Mersinli Arab’ı,Kürd’ü,Türk’ü,Çerkes’i

Fransız şehit etti Bac’da Molla Kerim’i   

Kuvvacılar kurtardı Adana,Mersin’i    

Girmedi Fransızlar Kavaklıhan’dan içeri.

 

Mustafa Kemal destek verir Ankara’dan

Geçit yok Fransız’a Eshab-ı Kehf  Dağı’ndan

Haber var Karaafet Hasan Akıncı’dan:

Menil tutsakmış geçerken Karboğazı’ndan.

 

Var mı haberin Göçüklü Kara Hacı’dan,

Tarsus Nacarlı’daki şehit Süleyman’dan,

Ya Adile Onbaşı’dan, Gülsüm Bacı’dan

Sarıibahimli’den İsmail Safa’dan?

 

Sor Binlerce Mersinliyi Kuru Çeşme’den

Musalı’dan;Veli Haşim Naif Efe’den

Rasim Dokur’dan,Hasan Karamehmetlerden

Kazanlı’dan Kurtuluş Esirzadelerden

 

Terk etti Fransız ekim dokuz yüz yirmi bir

Mersin için gül gibi şehit olduk bir bir

Fransız,Ermeni yapmıştı Türklüğü tehcir

Çok şükür kovduk düşmanı kırıldı zincir.

 

                                                                             Nadir doğancı/Adana

 

 

 

*********

 

 

KİRLİ POSTALLAR

 

Kirli ayakları,

Bastıkları topraklardaki, kutsiyetten habersiz

İndiler usulca kıyılara

Aralık bin dokuz yüz on sekiz

Bir anda sardı düşman güruhu deniz kokulu şehri

Çukurova’nın bereketli güneşi yasladı başını dağlara

Acıttı gözleri çirkin postal sesleri

 

İçten içe bir isyan yankılanıyordu Toroslar7da

İçten içe o ses daha ölmedik diyordu

Yediden yetmişe bir atan yürekler

Tatmadığı esareti hiç bilmiyordu

 

Satılmış bir avuç Ermeni ve yandaşları

Koynumuz da sinsi yılanların arkadaşları

Utanmadan yurduma kefen biçiyor

Nam salmış dağlarda, onlarca isimsiz Mustafa Kemal

‘Ya ölüm ya istiklal’ diyor

 

Kuvay-ı Milliye ruhuyla tutuştu dört yan

Emirler, Mara, Tarsus, Erdemli Silifke

Teyakkuzda düşman bekliyor

Nail Kumandan, Yarbay Şemsettin, Yüzbaşı İbrahim

Ölmeden geçit vermem diyor

Ve daha niceleri var ki içi içine sığmaz,

Kara Yakup, Arap Süleyman, Lütfi Oğuzcan doru taylar gibi yerinde durmaz

Ya Genç İzzet ve diğerleri, hepsi birbirinden yiğit

Kalırsak gaziyiz diyorlar, ölürsek şehit

 

Mersin’in gerdanında salına dursun Fransız

Bu kudretli milleti nerden bilsin imansız

Bu toprak bizim bu millet bizim

Katmış önüne düşmanı adeta kar kürüyor

Şahlanmış müfrezeler kurtuluşa yürüyor

 

Elden ele dolaştı milli ruh meşalesi

Mangal gibi yürekler ufuklara savruldu

Hıdır Oğlu Ali, Teğmen Hakkı Deniz,

Bizde varız dediler

Adanıl Refik, Fikri Mutlu, Yusuf Kenan, İbrahim Molla

O gün koşar adım geldiler

Vatan namustu bize ne bilsin Fransız ne bilsin İngliiz

En az yer! Kadar en az gök! Kadar şanlıdır tarihimiz

 

Geldikleri gibi gidecekler geldikleri gibi teker teker

Ya bu milletten af dileyecekler ya bu topraklara gömülecekler

Şahin olmuş Teğmen Muhsin devasa ordu gibi

Keskin bakışlı Mithat Toroğlu Alaska kurdu gibi

Teğmen Haşim düşmana aslan gibi kükredi

Mustafa Nail kule gibi davayı mühürledi.

Tek bir düşman kalamasın denizde ve karada

Unutmuş uykusunu Mersin’li intifada

 

Yazın bunu tarihler duysun bütün dünya alem

Şeref sayar dinimiz vatan için ölmeyi

Kurşuna sopa vuran o millettir ceddimiz

Unutmayacak sizi ne üç ocak nede biz

Ankara antlaşmasıyla seni kurtardı kader

O kirli ayaklarını toprağımdan çek yeter

 

                                                            Mustafa Doğan/ Akdeniz -MERSİN

 

 

 

 

*********

 

 

MERSİN DESTANI

 

 

Ey Oğul,

Yıkıldı Osmanlı Devletin

İngiliz Fransız vahşetiyle,

Bu güzel şehir Mersin

Hem gazi hem şehidiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Başlattı işgali İngilizler

Saldırdı tüm zalimlikleriyle,

Şımartıldıkça Ermeniler

Bu güzel şehir Mersin

Eshabı Kehf’te Veli Haşimiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Mersin işgalini görenler

Toplandı bütün köylerde,

Kuruldu müfrezeler

Yaşlısı genciyle

Bu güzel şehir Mersin,

Fikri Mutlu Beyiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Oğul bak tarihe!

Ders almalısın ondan

Emanet şehit atandan,

Bu güzel şehir Mersin

Hacıtalip’te Efrahim Beyiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Türkü Arabı Kürdüyle,

Bağlar savaşında şehit düşen

Kozanlı Mustafa Nailiyle,

Bu güzel şehir Mersin, Emin arslan Beyiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Nice savaşta vatan için öldüler

Mersin’i Türk Kürt Arap diye

Üçe böldüler,

Bu güzel şehir Mersin

Toroğlu Mithat Beyiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

 

Anadolu kan ağladı

Şehitler yürek dağladı

Analar bacılar erzak sağladı

Bu güzel şehir Mersin

Gülsüm Bacısıyla

Bugün de senin yarın da senin.

 

Gafil düşman şunu bilsin

Dilimiz dinimiz birdir bizim

Topuynan tüfeğiynen gelsin

Bu güzel şehir Mersin

Vatansever Türk genciyle,

Bugün de senin yarın da senin.

Ey oğul süzmen gerek

Kim dost kim düşman bilmen gerek

Belki bin daha ölmen gerek

Bu güzel şehir Mersin

Koçaşoğlu Muzafferiyle,

Bugün de senin yarın da senin.

Dinle oğul;

Eşsiz iklimi deniziyle,

Bu güzel şehir Mersin

Efrenk, bağlar cenkleriyle,

Bugün de senin yarın da senin.

Kutlu olsun hepimize 3 Ocak

Atam emridir, bilesin!

Mersinli Mersine sahip çıkacak

Bu güzel şehir Mersin

Bugün de senin yarın da senin.

 

                                              Akın Köse / Toroslar-MERSİN

 

 

 

 

 

 

*********

 

 

ÜÇ OCAK MERSİN’İN KURTULUŞU

 

Yedi düvelle vuruştuk Çanakkale’de

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Düşmanların akılları gözü hilede

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

İştahı kabarmış tilki, çakalın, kurdun

Ne kadın ne kız dedin, çocukları kırdın

Sanarlarmış demekki Türkleri yorgun

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

Şehirlerde köylerde zulmederken itleri

Gasbedilmiş Türk’ün malı mülkü atları

Zincire vurulmuş yaşlısı, yiğitleri

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

Sessiz kalamazdı buna Türk’ün insanı

Toplandı çevrelerden kadın kız kızanı

Durduralım, yeter dediler akan kanı

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

Ağalar beyler kurdu Kuvay-i  Milliye

Kaydoldu gençleri, beyleri ve küllüye

Türk kanı taşıyanlar direnir çileye

Yazıyor tarihler çağlar yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

İlk defa Erçel’de düşman aldı dersini

Ölenler öldü kalanlar buldu Mersin’i

İçme deresinde yedi şamar tersini

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

Kesildi düşmanların yolları su bendi

Boşa çıktı İngiliz, Fransızın fendi

Kayıplar vererek kırdılar kemendi

İngilizmiş, Fransızmış yıldırmaz bizi

Onların ağırlıkları kaldırmaz bizi

 

                                                                   Süleyman Kaptan/Toroslar-MERSİN

 

 

*********

 

 

MERSİN 3 OCAKTA SEMAYA BAKTI

Vatan deriz hep bir ağızdan, vatan.
İngiliz’e, Fransız’a dar etti bu toprakları atam.
Kardeşimdir şahadet şerbetini içip, toprağın altında yatan.
Al bayrağım duayla göndere çıktı.
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

Yörükleri unuttular; yürekleri imanla atan,
Bir karış toprağına bin damla gözyaşı akan.
Ne yiğitler çıktı buradan sevdası içini yakan.
Al bayrağım gururla göndere çıktı.
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

Bir başka şehirdir burası, sokakları denize çıkan
Öyle bir şehir ki havası portakal kokan.
Millet tek yürek oldu, düşmanı kovdu yurttan 
Al bayrağım sevinçle göndere çıktı.
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

Çocukları vardı, gözleri umutla bakan.
Neferleri vardı, gecesini gündüzüne katan.
Anaları vardı, yurdun bir taşına dünyayı yakan.
Al bayrağım inançla göndere çıktı.
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

Düşman zalim olsa da bizde bitmez kahraman.
Son Yörük çadırı kalsa dahi güvendi bize Ata’m.
Ninemin nidasıydı Toroslardan duyulan
Al bayrağım coşkuyla göndere çıktı.
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

Kalk ayağa Ey Mersin, titre ve gel kendine
Mustafa Kemal’in emri sahip çıkın Mersin’e!
Bugün minnet günüdür; şehidime, gazime.
Al bayrağım zaferle göndere çıktı. 
Mersin, 3 Ocakta semaya baktı.

 

                     Özlem Özyurt/Akakdeniz-MERSİN

 

*********

 

                               TOROSLARIN GÜNEŞİ

 

Vatan toprağı susamıştı, çoraktı

1921’di yıl, dünya başımıza toplanmıştı.

Akdeniz, Karadeniz, Güneydoğu , Marmara, Ege

Sevr diye notasız bir türküyle

Pay edilmişti bilinçsizce, düşmanların eline.

Orta Asya’dan gelen bir millet

Boyun eğer mi hiç zulme?

Memleket kokusu bu, hasret kalınır mı çaresizce?

Ordu dağıtılmış

Silah yok.

Namerde fırsat vermek olur mu?

Anadolu’da yiğit çok!

Komutan Mustafa Kemal

Yaşlı, kadın, çocuk, genç askeriz hepimiz.

‘’Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.’’ dedi komutan

Kanıyla sulayarak toprağı haykırdı büyük Türk milleti:

O satıh bütün vatan!

Taarruzun gücünü Ankara’da

Fethi Okyar belgeledi.

Şahlandı Antep, Maraş, Adana, Mersin…

 Bu şanlı tarih bizim

Coğrafyamızı neden Fransızlar çizsin?

Sahilinde çocukluğunu büyüten kent, Mersin

Çileğinde, muzunda, limonunda alın terin,

Ninemin el işi yazmasında, dedemin topuğunun çatlağında  asaletin.

Yoğurdunun akıyla, menengicinin safıyla

Bayırındaki keçinle, yayladaki defnenin yeliyle

Mamure, Softa, Mut, Kız kaleleriyle

Bu kültür bizim.

1922 ocağının üçüydü, Akdeniz kabardı

Toroslardan doğan güneşiyle

Fırlattı suyunu bulandıranları

Geçmiş bizdik, gelecekten eminiz

Huzur dolsun kabrin Atam

Biz Mersinlileriz!

Mersin’e sahip çıkan

Cumhuriyet bekçileriyiz!

 

                                                         Emine Seçil Seven /Toroslar-MERSİN

 

*********

 

 

KLİKYA ŞEHRENGİZİ

Yıl bin dokuz yüz on sekiz, aralık yangın yeri,

Göz diker öz yurduma, kendin bilmezin biri.

Mersin’in iffetine arsız bir el dokunur.

Klikya’nın hicabı yüzünden net okunur.

Eloğlunun yurdumda pervasızca gezmesi,

Bıçak kadar keskindi bir yabanın çizmesi.

Esaret bir bıçağın cana vuran ağrısı.

Gönülden duyulurdu, bu toprağın çağrısı.

Sahipsiz mi sanılır, şu vatan toprakları?

Cevap verir cihana, tarihin yaprakları.

                                   Analar evladına, git de sahiplen yurdu;

Yoksa emdiğin sütü helal etmem diyordu.

                                                                       Gönüller kalkan idi, nerden bilecek gafil.

Çiğnenirse Klikya, Sûr’u üfler İsrafil.

Kırk yerinden kırıktır, arsızın temelleri.

Bir idam mahkûmudur, o korkunç emelleri.

 Üç Ocak Klikya’nın yeniden doğuşudur.

             Yedi başlı bir devi, sevdayla boğuşudur

Mersin ki şehr-i yar,  Aslı, Şirin, Mihri’dir.

Şehit kanı toprağın, tuğrasıdır mührüdür.

            Bu arsızca akının bahanesi Mondros.

            Köpürürken Akdeniz, kan ağlıyordu Toros.

                       Yer ağlar bu işgale, gök ağlar, bulut ağlar.

                       Kuvayi Milliye’den medet beklerdi dağlar.

                                   Hindu’su İngiliz’i pay ederken yurdumu,

                                   Hesaba katmış mıydı iman denen ordumu?

Diken gibi batarken çizmesi Fransız’ın;

                                               İstiklal güneşiydi, doğuveren ansızın.

Bir sancı tutar Mut’u, Anamur’da kavruluş.

Esaret rüzgârında içten içe savruluş.

Bir ateş düşmüş idi Silifke’ye Gülnar’a.

İstiklâlin katresi, kâfi yürekte nâra.

            Her yürek bir müfreze, her yürekte bir ordu.

            O dem vaktine kadar, Mersin’de zaman durdu.

                       

Ey İskele ey Taşhan, ey işgalin tanığı.

Taşınız toprağınız hala yürek yanığı.

Bir iç çeker istasyon, ciğerleri sökülür.

Aklına geldik sıra duvarları dökülür.

                        Bu meydan arsızca bir çıkartmanın şahidi.    

Dalgaların tınısı, eyvah idi âh idi.

Bir ekmek bir de aşkı yükleyip de heybeye;

Selam saygı hayranlık Yüzbaşı Haydar Bey’e  

Binbaşı Arslan Bey’in aşktı yüreğinde Mersin.

                                               Hangi kudret alıp da yurdu düşmana versin.

Can borcu her yiğidin bu toprakla akdiydi.

Yeniden dirilmeye, vakit sefer vaktiydi

Boy verir Torosların kan kokulu gülleri.

Üfle de göreceksin kalbindeki külleri.

Özgürlük tınısıdır, kuşların lehçeleri.

Kurtuluşu muştular portakal bahçeleri

                                   Elvanlı türkü söyler, yeşerir Güzeloluk

Ocak yenibahardır, ocak derin bir soluk.

            Yakamozlar egemen, deryalar özgür bugün

             Şairler egemendir, gönül sesi gür bugün.

                                                           Var mıdır lügatlerde bu kıvancın tanımı?

                                                           Adını anmak bile kaynatıyor kanımı.

Artık ne gam kasavet,  yoktur bir zerre evham.

Gönlümdeki kitapta Mersin benim serlevham.

Soylu bir başkaldırı, bir milattır üç ocak.

            Şu gönlüm kuşlar ile kanatlanıp uçacak.

                        Gözün aydın Klikya, kutlu olsun yaş günün.

                        Cemre düşürür sana üç ocakta kış günün.

                                   Mersin gönül aynamdır, baktığım gibi bana.

Kırılır zuhûr vermez, ne gariptir yabana.

Bakarsın dağ zirvesi, bakarsın yayla olur.

Yusuf yüzlü Mersin’im, sevene Leyla olur.

            Bugün günlerden Mersin, beşinci mevsimdir şan.

            Bu şehrin kendisidir damarımda dolaşan.

Ey Türkoğlu feyzini tarihten alacaksın.

Unutursan geçmişi vebalde kalacaksın

 

                                                                                                İbrahim Şaşma/Karaman

 

*********

 

SEVDALAR  YURDU  MERSİN

 

 

Yörük nefes alır, Türkmen can bulur,

Umut ile atan döştesin Mersin.

Geçmişini ancak Yaradan bilir,

İnsanın olduğu yaştasın Mersin.

 

Ata’nın sözüne boyun büktüler,

Mersinliler sana sahip çıktılar,

Kan oldular oluk oluk aktılar,

Özgürlüğe akan yaştasın Mersin.

 

Hamaset doludur kadının erin,

Yurt için savaşta öndedir yerin,

Üç ocakta geldi kesin zaferin,

Taç oldun zümrütten, baştasın Mersin.

 

Halkın ağırbaşlı, hoşgörü özde,

Yürür ecdadının çizdiği izde,

Bir ayak karada, biri denizde,

Sabırla bekleyen eştesin Mersin.

 

Seherde semayı kaplarken buğu,

Kızkulesi suda süzülen kuğu,

Hasret yarasının çatlar kabuğu,

Gündüz hayal, gece düştesin Mersin.

 

Heybetlidir Toroslar’ın sırası,

Yakınlaşır yerle göğün arası,

Deva bulmaz elâ gözün yarası,

Yay gibi gerilen kaştasın Mersin.

 

Yenişehir’le Mezitli bir gibi,

Doğuda Akdeniz sağlam sur gibi,

Kıyma kebabında lezzet sır gibi,

Köz üstünde duran şiştesin Mersin.

 

Senden bahsedince muz gelir akla,

Yeşiller sarıya döner şafakla,

Tutulan balıklar şahtır mutfakta,

Tantuni denilen aştasın Mersin.

 

Portakalın tadı yurda ün salar,

Kızaran çilekler lezzet depolar,

Yaylalarda petek bal ile dolar,

Arının yaptığı iştesin Mersin.

 

Yaylalar bakarken dağdan engine,

Yeşil hâkim olur doğa rengine,

Köylü üzüm toplar, sarar dengine,

Güzden sonra karsız kıştasın Mersin.

 

Sevenler mutludur, sevdayı anlar,

Karac’oğlan söyler, Karakız dinler,

Bilâl-ı Habeşi semada çınlar,

Yankılanan her bir taştasın Mersin.

 

Zaman durmuş sanki Türkmen Eli’nde,

Sevgi, saygı canlı, her şey yolunda,

Barış türkü olmuş sazın telinde,

Zeytin dalı sunan kuştasın

 

                                                  Halil Gürkan/Ankara

 

 

 

 

 

*********

 

 

YIL 1918

Yıl 1918 aralık ayı

Yöremizi bastı düşman alayı

Fransız çok sevdi Çukurovayı

Geldiler Mersin’e bizi takmadan

 

Ulam, ulam olmuş bir insan seli

Yüreklerde eser intikam yeli

Fransız ayartmış Ermenileri

O yılan duramaz bizi sokmadan

 

Eli silah tutanlar hep önde durdu

Vatanı sevenler çeteler kurdu

Çete komutanı Arslan Bey oldu

Yürüdü düşmana gözün kırpmadan

 

İlk tokadı Erçellilerden yediler

İkincisi içmelerden dediler

Kuyruğunu kıstırıp kaçtı gidiler

Ala öşte daha şafak atmadan

 

Eshabı Kehf dağı gavurun düşü

Şafak savaşıyla bir bir ölüşü

Buradan başladı harbin çöküşü

Ricad eylediler geri bakmadan

 

Kuvaşı millliyeden ödleri koptu

Benizleri sarardı renkleri attı

Atatürk’ün adı onlara yetti

Yazdık bu destanı akla bıkmadan

 

Geldikleri gibi gider demişti

Türk ordusu imdadına yetişti

Şükür Mersin bu günlere erişti

Ülkemizin suyu tuzu kokmadan

 

……böyle dert gelmesin daha

Bin yılda bir gelir böyle bir deha

Şehitlere dua gönder Allah’a

Yürü sen hedefe asla şaşmadan

 

Necmettin Eser(Aşık Mahrumi)/Mezitli/MERSİN

 

 

 

*********

 

ÜÇ OCAK

 

Üç Ocak her yerde kışın ortası

Bu gün Mersin’de bayram havası

Çekildi göğsümde düşman süngüsü

Bu gün Mersin’de bayram havası.

 

Müftünün deresi akar denize

Bir neşedir geldi bütün herkese

Bu gün tokat vurduk zalim terese

Üç Ocak Mersin’de bayram havası.

 

Ecdadımız bu gün verdi bu dersi

Düşman kursağında kaldı hevesi

Yoktu ki ölümden başka çaresi

Üç Ocak Mersin’de bayram havası.

 

İnletti her yanı havan mermisi

Çıkmadı düşmandan soluğun sesi

İmdadıma geldi askerin sesi

Mersin’de estirdi bayram havası.

 

Sonunda düşmanı döktük ummana

Zaferin sevinci bütün vatana

Cennet mekan oldu şehit düşene

Üç Ocak Mersin’de bayram havası.

Kulağa geliyor martı sesleri

Bu gün ölüm haktır koşun ileri

Kalmasın düşmanın bir tek neferi

Üç Ocak Mersin’de bayram havası.

 

                                             Hüseyin Emrem/Yenişehir-MERSİN

 

 

 

 

*********

 

 

 

MERSİN’İN KURTULUŞ DESTANI

 

Dünya savaşı bitmiş terhis edilmişti asker

Çakal sürüsü gibiydi galip sayılan ülkeler

İşgal ediyorlardı Anadolu’mu yakıp yıkarak

Çaresizdi milletim, öfkeliydi ağlıyordu toprak

 

Acı dolu, ızdırap dolu günlerdi, yurdum ve milletim için

Ağzı salyalı aç kalmış köpekler gibi geldiler

17 Aralık 1918’de İngilizler

1 Ocak 1919’da Fransızlar, Mersin’e geldiler

Buralarda bir Fransız-Ermeni devleti kurmaktı niyetleri

Ne çabuk unutmuşlardı Çanakkale’yi Türkleri

 

Mustafa Kemal haykırdı Samsun’dan

Türk’e kefen biçilmez dedi

Kanla alınan toprak kimselere verilmez dedi

Şaha kalktı, gürledi Torosların yiğitleri

Sardı dağları Yörük çadırının dumanı

Gülnar’dan, Mut’dan, Silifke’den

Erdemli’den, Tarsus’dan Gülek’ten gürledi çeteler

Binbaşı Ethem Bey’in etrafında birleştiler

 

Mezitli, Emirler, Su Bendi, İçme, Gudubezde

Tece, Kavaklıhan, Eshab-ı Kehf, Hacı Talip’te

Velhasıl görüldüğü her yerde, yerlebir edildi düşman

44 kişiyle Karboğazı’nda yazıldı destan

 

Aman vermedi düşmana Toroslar’ın yiğitleri

Taş, sopa, kazma, kürek dar ettiler Mersini

Türkler yenilmez dedi Fransız, vaz geçti işgalden

3 Ocak 1922’de Bayrağım dalgalandı gönderden

 

Kutsaldır bu topraklar ey Türkoğlu Türk

Her karışında damla, damla kanı var atalarının

Mersin(e sahip çıkın dedi Kemal Atatürk

Korkma Mersin’im, tütüyor dumanı Toroslar’daki Yörük çadırının.

 

                                               

                                                 Üzeyir Güleç /Yenişehir-MERSİN

 

 

 

 

 

 

 

*********

 

 

KUVAYI MİLLİYE RUHU

 

Mersin’im, benim mavili yeşilli fistanlı gelinim,

Sümbül, nergis, yediveren çiçeği kokar döşü,

Her kim kem gözlerle bakar,

Senin üzerine kurarsa düşü,

Vay haline…

 

Olmazsam tek renk, tek yürek

Karabasan gibi çökmezsem üstüne,

Ocağımı tüttürür, bozar isem bütünü,

Anam haram eyle,

Haram eyle bana sütünü.

 

Toprağım, otağım, yerim, yurdum,

Göz bebeğim, ışığım, nurum.

Medarıiftiharım, gururum,

Seni canım pahasına korur,

Asil Kuvayımilliye ruhum…

 

Tarihe yazılmıştır şanım, şöhretim,

Ben Yanparlı Hüseyin Efendi,

Tekkeli Hacı Çerkez Mehmet,

Ben Ayşe, Fatma, Zeynep, Mehmet

Yaşı küçük yiğit Ahmet…

 

Sizi saygıyla, övgüyle anar bu millet,

Allah aşkıyla, vatan sevdasıyla güçlendi yürek,

Sildiniz düşmanın toprağımızdaki topuk izini,

Yeniden inşa ettiniz Mersin’i.

 

 

 

 

Hep birlikte alkışlayalım mı?

Yörükleri, Çerkezleri,

Vatan sevdalılarını, gönüllüleri,

Küçük Ahmetleri, Ayşeleri, Mehmetleri.

 

Şiirimin üstüne doğdu yüzü,

Masmavi Akdeniz gözlü,

Ay gibi ışık saçıyor cemali,

Kuvayımilliye ruhunu aşılayan

Başkomutan Mustafa Kemal’i…

       

                           Handan Tunca/Silifke-MERSİN

 

 

 

*********

 

 

ADIM ADIM KURTULUŞ

 

 

Ey şehrim,

Bebekliğim, çocukluğum, gençliğim…

Hayallerimi güneşinin her doğuşunda tazelediğim,

Yeşil Toroslar’ı sevda giyinmiş, mavi denizi umut Mersin’im.

 

İskelene bir düşman filikası yaklaştı da aralığın on altısıydı,

Ellerinde bir zarf vardı, işgal edeceklermiş toprağını

Heyhat! Ne cüret! Bunu duydu da millet

Baştan ayağa güç kesildi, baştan ayağa kuvvet!

Mut’ta başladı müfrezeler,

Sonra düştü peşine tek tek neferler.

Kalktı ayağa Aslan’dı diğer adı Yüzbaşı Emin Resa Bey

Yoklama aldı Aslan üç bölük komutanından;

1.Bölük: Yedek Teğmen Kozanlı Mustafa Nail

2.Bölük: Başçavuş Adanalı Şahin Efe

3.Bölük: Yedek Teğmen Ali Rıza

Buradalar! Buradayız! Yüzbaşım!

Canı pahasına, kanı pahasına buradayız!

Ruhumuzu bedenimizde var ettiği müddetçe Rabbim

Güneşi düşmanın üstüne doğdurmadık, doğdurmayacağız.

 

Gülnar’dan Silifke’ye, Pozantı’dan Erdemli’ye

İlçe ilçe sürdü işgalcilerin Akdeniz’e dökülüşü

Birlikle, beraberlikle, yürek yüreğe vermekle yazıldı

Efsane kurtuluşun emsalsiz öyküsü.

 

Düğündü artık bayramdı, gökyüzünde bayrak rahattı.

Akdeniz’in mavisi gözleriyle Atam da oradaydı,

“Hoş geldin ey Halaskar kumandan

Hoş geldin ey münci-i alişan

Sayende güldü bu nahiyeler hoş geldin!” nağmeleri

Mersin’in semalarında yankılandı.

Düğündü artık bayramdı gökyüzünde bayrak rahattı.

Yeşil Toroslar’ı sevda giyinmiş,

Mavi denizi umut Mersin’im rahattı!

 

                                                     İlkay Kozak/Tömük-Erdemli

 

 

 

 

 

*********

 

 

“BUGÜN TÜM VATANIM MERSİN”

 

Ey benim! tek nefes, tek yürek milletim,
Kanı Türk, bayrağı kırmızı beyaz vatanım,

Ey benim! tarih yazan,

Toprağı şehit kokan vatanım.
Ey benim! Mersin’im

Her köşesi Bayrak,
Her zerresi zafer kokan memleketim.
Kırmızına beyaz,
Beyazına sadece kırmızı yakışan, büyük zaferim.
Gökyüzün mavi, Denizin mavi,
Yağmurların karıştığı toprakların, buram buram cennet.
Denizin ayrı tarih,
Toprakların avuç avuç zafer bugün.
Kimin haddine girmek bu Cennet’e,
Kimin deli cesareti yıkmak bu zaferi.
Hangi askerin haddine almak seni Türk’ten.
Ne düşmanlar geçirdin kim bilir üzerinden?
Ne düşman askerleri bastı toprağına adın yazılmadan.
Hangi diller sessiz,
Hangi ırktandı üzerinde ağlayan yürekler.
Benimsin şimdi…
Göklerdeki bayrağım şehidimin kanı,
Ay yıldızınsa hiç inmedi ufuklarımdan kurtuluşundan beri.
Adın yazıldı tarihimin en derinlerine,
Hiç ölmeyen şehidimin kanı ise, kalmadı yerlerde.
Senin zaferinle dalgalanıyor göklerde.
İmzan atıldı Ey Mersin!
Hiç silinmemek üzere 3 OCAK 1922’de.
Tam 94 Yıl olmuş bugün Ey 3 OCAK!
Ey Mersin! Tarihine imzanı atalı tam 94 yıl.
Bitmeyecek, tükenmeyecek bir zafer bize,
Sonu gelmeyecek bir kurtuluşun hikâyesi sen.
Zaferinle korkular sahipsiz,
Denizinin kıyılarına vuran tuzlu damlalar mutluluk şimdi.
Dağlarının Etekleri dumansız artık Ey 3 OCAK!
Zaferin Toroslar’ımın en güzel beyaz süsü.
Ey benim! Akdeniz’imin inci tanesi.
Bugün adın 3 OCAK.
Aylardan coşku ve mutluluk Ay yıldızlı vatanıma,
Bugün çığlıklar kurtuluş,
Bugün hepimizin adı aynı.
Bugün isimler zafer varlığınla,
BUGÜN TÜM VATANIM MERSİN.
 

                                                                   Rabia Kuy/Toroslar-MERSİN

 

 

 

 

*********

 

GERÇEÐİM, ÖZÜMSÜN, BAL GÜZEL MERSİN

 

Dostluğa, barışa bir perde açtın 

Güneşten ışıklar alıp da şaçtın 

Hürriyet uğrunda yeminler içtin 

Sen böyle yeşille kal güzel Mersin. 

 

Ermeni,Fransız düşmandı sana 

İntikam yemini etmişti cana 

Dağda taşta elini buladı kana 

Sen yeniden doğdun bil güzel Mersin. 

 

Yörüklerin tuluk, ayran buladı 

Her cepheye asker silah uladı 

İşgalciler topuğunu yaladı 

Bayrağınla dimdik ol güzel Mersin. 

 

Ermeni, Fransız koştu atbaşı 

Mandayı koştular tezden top başı 

Eziyeti marif sandı it başı 

Hürriyete açtı yol güzel Mersin. 

 

Ay ile Yıldızı çizdi bayrağa 

Vatan için canı verdi toprağa 

Düşerse son damla yine bardağa 

Düşünme kılıcı çal güzel Mersin.    

 

Davetsiz misafir gelmiş yurduna 

Fırsat vermez çakalına, kurduna 

Vatanın yükünü alır sırtına 

Hakk’a hakikate yol güzel Mersin. 

 

Yiğit mi yiğittir, demez el aman 

Tarihi şereftir, görsen ne yaman 

Vatana çatanı eder toz duman 

Gerçeğim, özümsün, bal güzel Mersin.  

 

                                    Osman Tekerci//Bucak-BURDUR

 

 

 

*********

 

 

MERSİN’İN KURTULUŞ GÜNÜ

 

 

ANADOLU İŞGAL ALTINDAYKEN,

 FRANSIZLAR MERSİNE GİRDİLER

KUVA-Yİ MİLLİYE GÜCÜYLE,

MÜCAHİTLER TOROSLARDAN İNDİLER

DAÐILDILAR ÇUKUROVANIN HER BİRYANINA

ATLISIYLA, YAYASIYLA KOŞTULAR DÖRTNALA

SİLAHLARI TAŞ, TÜFEK, OK,  YAYDI

 ÖÐÜNLERİ BİR TAS SU İKİ HURMAYDI

 HER NAMLUNUN UCUNDA İMAN GÜCÜ VARDI

MEYDAN OKUDULAR DÜŞMAN ORDULARINA

TEK TEK ALDILAR ATALARIMIZIN ÖCÜNÜ

BİR KEZ DAHA GÖSTERDİLER TÜRK’ÜN GÜCÜNÜ

TOPRAÐIMIZ KUTSALDIR ASLA ÇİÐNENEMEZ

MERSİN’İME NAÐMERTLERİN ELİ DEÐEMEZ

TÜTEN YÖRÜK OCAÐI SÖNDÜRÜLEMEZ

TARİHİMİ GEÇMİŞİMİ KİMSE SİLEMEZ

FRANSIZLAR AKDENİZE DÖKÜLDÜ

EMİN ARSLAN, ŞAHİNLER ÖVÜNDÜ

1922 ÜÇ OCAK GÜNÜ,

ÇUKUROVANIN BAYRAM GÜNÜYDÜ...

 

 

                                                     Nimet kendir/MERSİN

 

 

 

 

*********

 

KÜÇÜK ÇOCUK ve GÜLÜMSEME

 

 

Küçük çocuk ağlıyordu, annesinin kucağında,

Bir lokma ekmek için değil, yarınlar için.

Özgürce koşamayacak mıyım? Derken…

Bir an gözlerini kapattı korku ile…

Karşısında…

Mavi gözlü bir dev gülümsüyordu.

O gülümseme ile…

Fırtınalar koptu, zelzeleler oldu sanki…

Uyuyan ruhlar gözlerini açtı,

Suskun yürekler aslanlar misali haykırdı,

Çıplak ellerle ateşten zincirler kırıldı,

Mersinlilerin Mersine Sahip çıkma zamanıydı.

 

Hain bir kurşun süzdü geldi, vurdu bir yiğidi,

O yiğit ölmedi, binlerce yiğitler oldu.

Bizi doğuran anaları bilir misiniz? Der gibi…

Koşar adımlarla, Azrail’e bile meydan okurcasına,

Şanlı bayrağı göklere çıkarmaya gittiler.

Kim, kimler durabilirdi önlerinde.

Mersinlilerin Mersine Sahip çıkma zamanıydı.

 

 

Küçük çocuk gülmeye başladı, annesinin kucağında.

Sımsıkı sarıldı annesine.

Gökyüzüne güneşe baktı,

Bu kez güneş gülümsüyordu sanki ona…

Yarın özgürce koşacağına inandı.

O küçük çocuk,

Mavi Gözlü Dev ’in gülümsemesini çok sevdi, hep sevdi.

 

                                                     Hüseyin ERTAŞ-MERSİN

 

 

 

*********

 

MERSİNLİ

 

Toprağına giren Fransızların

İşgaline karşı çıktı Mersinli

Emniyete aldı gelini kızı

Toros dağlarına çekti Mersinli

 

Anamur, Silifke, Tarsus’tan, Mut’a

Bir oldu Türkmenler kurdular çete

Salmadı düşmanı Gülek’ten öte

Cihat meşalesi yaktı Mersinli

 

Molla Kerim dedi kalmayın yasta

Gösterin keramet düşmana dosta

Kavaklı’da, Ziyarette Tarsus’ta

Düşmana kurşunu sıktı Mersinli

 

Veli Haşim Tozkoparan çetesi

Alp erenler ataları ötesi

Atatürk’ün hücum diyen gür sesi

Sel gibi cihada aktı Mersinli

 

Kuvay-ı Milliye düzenli ordu

Yetişti imdada desteği verdi

Üç Ocak gününde huzura erdi

Burçlara bayrağı dikti Mersinli

 

…….geçmişine bir dönde

Beraber şehitler verdik o günde

Türkmeni Arabı Kürdü bu günde

Birlikte olmanın günü Mersinli

 

                           Kırbaş Osman/ Mut-MERSİN

 

 

*********

 

Ufkun Pusu

 

Maviliğinde demir yığınları, limanında düşman adımları,

İskenlende naralar...

Saklama puslu günde yeşilini, dik dur şimdi tıpkı Toroslar gibi.

Uzanıp giden sahilin gibi bütünsün sen.

Eğme yüzünü mahallende beraber yediğin içtiğin komşuna.

Sokak kaldırımında tavla oynadığın terzi Bagrat’a.

Sizdiniz tavlada kaybedince tarz-ı hususide kahve borclanan,  Akdeniz’i seyre dalan.

Bir şehirdir ki her milletten insanın kardeşçe yaşayıp ölümde bile ayrılmadığı

Kabirde bile yanyana yattığı.

Dağlarında bir oldu yörüklerin, kol kola siper,

Gayrimüsliminin ocağından da, Hacı Zehra Ana’dan da yankılandı aynı dualar.

Bir şehirdi işte kilise çanı ile ezanın birbirine karıştığı.

Kim elinden alabilirdi, kim memleketsiz bırakırdı?

Geçerdi ufkun pusu,  giderken düşman gemileri o griliğe.

Bir zaman sonra Akdeniz maviliğinde gözleri olan bir kahraman da diyecekti ki;

Mersinliler, Mersin’e sahip çıkınız.

O günlerdeki gibi.

Mersin, Mersinlilere kalmıştı...

 

Nedime Kara/Akdeniz-MERSİN

 

ÜÇ OCAK

 

Yıl 1922’de üç ocakta

Toroslardan isyan çığlığı yükseldi

Yörükler gök gürültüsü gibi gürledi

Şimşek oldu, yıldırım oldu

İşgal kuvvetlerinin üzerine düştü.

Yaylalarda yanan, Yörük ateşi,

Mersin ovasını aydınlattı.

İşte o şanlı kurtuluş gününde,

Poyraz ve Lodos gururla esti

Torosların zirvesinde kartallar özgürce uçtu.

Zakkumlar kırmızı beyaz açtı

Akdeniz dalgalandı coştu.

Kaçan düşman gemilerine,

dev gibi dalgalarla hesap sordu.

Mersin’in üzerindeki kara bulutlar dağıldı.

yaşlısı genci, kadını erkeği,

özgürce özgürlük şarkıları söyledi.

Şunu iyi bilsin! dost ve düşman.

Bu, kutsal topraklar, bu cennet Vatan.

Bize şehitlerimizden, gazilerimizden emanet.

Özgürlüğümüzün simgesi, bu Al bayrak

Dosta gurur, namertte inat.

İlelebet, gökyüzünde özgürce dalgalanacak

Türk’ün tarihinde yoktur esaret.

 

        Cengiz Damar/Aydıncık-MERSİN

 

 

*********

 

 

 

            CAN VERE VERE

 

 

Bir yanda düşmanlar, bir yanda vatan,

Bir yanda işgaller, bir yanda isyan,

Bu millet susar mı?  Kolay mı sandın?

Söz konusu Mersin, can vere vere…

 

Ters doğarsa güneş,  çeker gideriz,

Koparsa kıyamet, susar gideriz,

Bunların dışında,  durur kükreriz,

Söz konusu Mersin, can vere vere…

 

Düşmanın önünde, her bir kişimiz,

Korkmaz savaşırız, can vere vere…

Ölüm eşliğinde, halay çekeriz,

Söz konusu Mersin, can vere vere…

 

 

                                 Fırat Dalgıç/Toroslar-MERSİN

 

 

 

*********

 

 

 

 

TOROSLAR İNDİ OVAYA

 

Kin doldurmuş beynine

Atalarının verdiği öğretine

Bürünmüş düşman askerine

Binmiş alçağın gemisine

 

Geldi güzelim Mersin’e

Kan bürünmüş gözlerine

Ağzı bozuluyor sözlerine

Güvenmiş arkasındaki serseriye

 

Asker gibi elbisesi

Lejyoner olmuş serseri

İçinde yaşatmış nefreti

Türk’ün kafasını kesmeli

 

İntikamını almalıydı Türk’ten

Hızlıca çekiyordu kürekleri

Mersin’e geldi yürekten

İndirdi bayrağı gökten

 

Kan bürünmüş hislerini

Dikmiş Toroslar’a gözlerini

Kuşanmış beline hançerini

Almış arkasına dostlarını

 

Torosların eteğine geldiler

Hacı babayı vurdular

Yaşlı anamızı hançerlediler

Katillikleri ile gururlandılar

 

Eşkıya çete kurdular

Dünya hakimi sandılar

Savunmasız Türkleri vurdular

Mazlum Yörüklerimizi katlettiler

 

Acı haber çağladı

Türk’ün yüreği dağladı

Dağlar denizi bağladı

Türkler Toroslar’a ağladı

 

Türk’ün diyarı birleşti

Dargınlıklara son verildi

Önce vatan denildi

Düşman denize indirildi

 

Elinde çapa tarha

İçinde korku ne ala

Toroslar İndi Ovaya

Akdeniz boyandı kırmızıya.

 

               Süleyman Bak/ Gülnar-MERSİN

 

 

 

 

 

*********

 

 

ŞİİR  ORATORYO

KURTULUŞ!...

 

(ÖZEL BİR MÜZİKLE  GİRİLİR.)

SOLO:

17 Aralık 1918 sabahı Mersin limanına demirleyen düşman  gemilerini   gören   halk   acı  gerçekle  karşılaştı.  Saat  09.00  sularında  önünde beyaz, arkasında  İngiliz bayrağı taşıyan filika iskeleye yanaştı. Filikadan inen İngiliz subayı iskele komiser  muavinine bir zarf bırakarak ayrıldı. Mersin Mutasarrıfı Galip Bey’e ulaştırılan ve tercüme edilen bu mektupta:

“ Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi gereğince asayiş ve emniyetin sağlanması için, Mersin’in işgal edileceği, kargaşaya meydan verilmemesi, herhangi bir karşı koyma hareketinde, sorumluluğun mahallî yönetime ait olacağı, askerî çıkartmanın istasyon civarındaki iskeleden yapılacağı ve askerlerin  İstasyon İskelesi civarı ile İngiliz fabrikaları civarına yerleştirileceği ” bildirilmekte  idi. Mutasarrıf Galip Bey durumu Adana Valiliği ile Dâhiliye Nezareti’ne bildirdi. Gerekli  talimatı  aldı. 

17 Aralık 1918’de, saat 10.00 – 11.00 arasında İngilizler’in karargâhı Halep’te bulunan Suriye Ordusu Komutanı Mc. Andrew’in emrindeki Mecusî ve Hintli askerler Mersin’e çıkarıldı.

Karaya ilk çıkan Hintli Müslüman birliklerden Yüzbaşı Mehmet Selahüddin Han komutasındaki bölüktü.

Bu sırada Mersin’deki cemaatler, özellikle Ermeniler, coşkun gösteriler düzenlemek ve çeşitli taşkınlıklar yapmak niyetindeydiler. Fakat karaya ilk çıkan birliklerin Müslüman Hintli birlikler olması cemaatleri ve özellikle Ermeniler’i hayal kırıklığına uğrattı.

İlk İngiliz işgal birlikleri ve  malzemelerinin çıkışı bir hafta kadar sürmüştü.

Fransızlar’ın işgale katılmak üzere Suriye ve Lübnan’da silahlandırıp  Fransız üniforması giydirdikleri ve “ Lejyon Ermeniyan ” adını verdikleri Ermeni askerleri  getirecekleri söylentisi, Türkler’i  kötü olayların doğabileceğini düşünerek telaş ve heyecana sevketmişti. Durumun İngiliz İşgal Komutanlığı’na bildirilmesi üzerine gerekli  tertibatın alınacağı ve olaylara meydan verilmeyeceği hususunda Türk tarafına teminat verildi. Nihayet büyük çoğunluğu Taşnak ve Hınçak komitelerinden oluşan Ermeni gençlerinden oluşan Ermeni Gönüllü Alayı  1 Ocak 1919 günü saat 10.00’da Fransız Yarbay Ramiey Komutası’nda Merkez Gümrük İskelesi’nden karaya çıktı.

 1500 kişilik bu kuvvetin 150’si Fransız, diğerleri Ermeni lejyoneri idi. Bu Ermeni lejyonerler iskeleye ayak basar basmaz naralar atarak, dine mukaddesata küfretmeye başladılar. Gümrük binasında gördükleri ve ulaşabildikleri  ayyıldızları baltalarla parçaladılar.

 Mersin’in önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından  işgalinden  sonra işgale karşı Mersin ve havalisinde teşkilatlanmayı, cemiyetlerin kuruluşu başladı.

Topçu Yarbay İzzet Bey, Binbaşı Emin Bey, Milis Yüzbaşı Emin Resa ( Aslan Karakaş ) Bey,Milis Yüzbaşı Emin Resa  Bey, Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey isimli komutanlaın teşvik ve telkini ve yerli  halkın olağan üstü gayreti ile Mut’dan başlayarak en ücra köylere  kadar Müfrezeler ve akabinde Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kuruldu.

“Sahil Müfrezesi, Bozan Müfrezesi, Emirler Müfrezesi, Hamzabeyli Müfrezesi, Çopurlu Müfrezesi, Efrenk Müfrezesi, Alsancak Müfrezesi, Buluklu Müfrezesi, Makineli Tüfek Müfrezesi, Süvari  Müfrezesi, Bozkurt Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Çeliktaş Müfrezesi, Süvari Müfrezesi,Tarsus Gençler Müfrezesi, Kayhan Müfrezesi” gibi tarihe destan yazan müfrezeler: Başnalar Savaşı, İçme Savaşı,  Birinci Su Bendi  Savaşı, İkinci Su Bendi Savaşı, Gudubes Savaşı, Emirler savaşı, Mezitli baskını, Tece baskını, Birinci Eshabıkehif Savaşı, Birinci  Hacıtalip Savaşı, Bağlar Savaşı, Küçük Ziyaret Savaşı, İkinci  Eshabıkehif Savaşı, Karadirlik Savaşı, Üçüncü Eshabıkehif  Savaşı,  Birinci Kavaklıhan Savaşı, Ballıca Savaşı, İkinci Kavaklıhan Savaşı,  Karboğazı Savaşlarıyla amansız mücadele vermiş, tarihe destanlar yazmış işgalcileri Mersin ve havalisinden kaçmaya  mahkum etmişlerdi.

3 Ocak 1922 günü Sabah saat 07.00’de, Bekirde, Yalınayak ve  Karacailyas’daki birliklerimiz yerlerinden ayrılarak, saat 09.30’da  İstasyon civarına  geldiler. Saat  10.00’dan  önce savaş  düzeninde  yerini alan bu birlikler Adana’dan trenle gelecek olan heyet ile askeri bandoyu ve birliği  beklemeye başlamışlardı. Mersin Mutasarrıfı Fahrettin, Merkez Komutanı  Demir Ali, Biga Mebusu Hamdi, Mersin Mebusu Yusuf Ziya ve Millî  Kuvvetler Komutanı Hacı Ömer Beyler’le, Müftü Efendi de gelecek olan  heyeti bekleyenler arasındaydı. Mersin halkı da gün doğarken yola  düşmüş, ellerinde bayraklarla gruplar halinde İstasyona gelerek  sabırsızlık içinde trenin gelmesini beklemeye başlamıştı. Saat  10.30’da tren geldi. Trende bulunan 3. Tabur  9. Bölük , Mızıka Takımı  ile beraber kolun başına alındı. Muhittin Paşa ile birlikte, kendisine  Tarsus’ta katılan Suphi Paşa ve damadı Hakkı Bey trenden indiler.    Başkomiser Fevzi Bey nezaretinde Tarsus Caddesi’nde düzenlenen  törende, halkın  bayraklarla  yaptığı coşkulu gösteri ve kesilen   kurbanlar  arasında, birliklerimiz karargâh binasına kadar yürüdüler.  Burada yapılan konuşmaları takiben Fransız Bayrağı indirildi ve yerine  Türk Bayrağı törenle çekildi.

 4 Ocak 1922’de, Mersin’in ve bütün Çukurova’nın, Fransız  kuvvetleri tarafından işgali fiilen sona ermiş, Cossard adını taşıyan  yolcu gemisi ve limanda bulunan diğer iki  gemiye binen Fransız  unsurları, 4 Ocak akşam üzeri saat 16.00’da, deniz yoluyla hareket  ederek yörede işgal altındaki bütün toprakları ve Mersin’i tamamen  tahliye etmişlerdir.

Akdeniz’in gözde şehri olan Mersin Her yıl 3 Ocak tarihinde MİLLȊ KURTULUŞ BAYRAMI’NI coşkuyla kutlamakta, mübarek emâneti gelecek nesillere teslim etmektedir.

( İLGİLİ BİR MÜZİK )

 

KORO VE SOLO HALİNDE OKUNACAK ŞİİR ARALARINA ZAMAN ZAMAN MÜZİK KONACAK..)

 

ANLATIYORDU!..

ANLATIYORDU BABAM, Toprağa tohum ekerek,

Ağıt yakıyordu anam, derin bir  ah çekerek,

Elleri kınalı,  ak secdelere  diz çökerek,

Gözleri Gökmavi’li, çağıl çağıl yaş dökerek,

RÜYA DEÐİL, GERÇEKTİ, YÜRÜYORDU GÖNÜL ŞEHRE…

            ANLATIYORDU DEDEM,  yaşında saklı bin  esrar,

            Seccadesinde ninem, Allah’a yakın kul, ebrâr,

            Meram Bağlarında, dudaklarda fısıltı Cebbar,

            Tayy-i Mekân’da yolcu, kalbinde komşusu Settar,

            MÎRÂC TÛBA DALLARI, ZAMAN DA ŞEHİRDEN ŞEHRE…

ANLATIYORDU CEDDİM, imanlar  ihlasa âşık,

Camilerde, Türbelerde kandiller  ışık, ışık,

Bereket sofrada şükür, nasipler kaşık kaşık,

Edeb-i Erkân mâ-verâ, kubbeler aşka  mâşûk,

TOHUMLAR FİLİZ VERDİ, COŞARIZ NEHİRDEN NEHRE..

            ANLATIYORDU TARİH, Destan-ı Mersin ilinde,

            Ferhat dağları deldi, Yunus’un şiir  dilinde,

Kerem’le Aslı, Tahir  ve   Zühre,  sazın  telinde,

            Mecnûn çöllere düştü, Leylâ’lar  aşkın  selinde,

 BESMELE KERBELA’DA ŞAHİTTİR, ZEHİRDEN ZEHRE.

 

 

ANLATIYORDU MAZİ, Anka Kuşu doğuyordu,

Bulutlara diktik âbide, hüsrânı boğuyordu,

Ah! çekti Evlâd-ı Fatihan’lar, hep ağlıyordu,

Yunus hanları boş kaldı, mısralar çağlıyordu,

OTAÐINDA HAKAN, SEMÂDA SUR, TEHİRDEN TEHRE.

            ANLATIYORDU KALEM,  diller fecîr duasında,

            Bülbül feryat eder, uyumaz, durmaz yuvasında,

            Yavuz Rabbine niyazda  Çaldıran Ovasında,

            Leventler susamış, kanıyor ayran kovasında,

            HAZAR’DA  SU VAR, TUNA’YA HASRET, EL BAÐLIYORDU.

ANLATIYORDU ŞEHİT, Cennet’te   kanları yerde,

Kol, bacak, ayak, baş, gövde, başka, ayrı siperde,

Sefere giden ordular, İmparatorluk nerde?

Anadolu insanı düştü, sevdâlandı derde,

RUH  DURAÐINDA, CELLATLAR  URGANI YAÐLIYORDU.

            ANLATIYORDU CEMAL PAŞA, yeni bir çağ gelecek,

            İman-ı Ekber, ehl-i küfrü, dağları,  delecek,

            Cihan-ı Âlem, Nizam-ı Dünya  özü bilecek,

            Asr-ı Saadet ışığında, yeniden  gülecek,

            HUZUR-U İLÂHİDE, SECDEDE  BEL  BAÐLIYORDU.

ANLATIYORDU KUR’AN, mümin  inandı, okudu,

Sûr-i İsrafil çalsın da, duysun Âlem-i Cihan,

Filistin’de mazlumlar, Kudüs’te  cihat dokudu,

Gül bahçelerinde kargalar, cesaret-i  nihan,

ÜMMETİ İÇİN HAZRETİ PEYGAMBER AÐLIYORDU.

ANLATIYORDU KİTAP, camide Hazreti Bilâl,

Ulubatlı Hasan surlarda, sancakta var hilâl,

Cihangir er meydanda, can için cânan helal,

Bâd-ı Sâba vuslat rütbesi, yürekte yok melâl,

ANADOLU, MALAZGİRT,  ÂLİ DEVLET ÇAÐLIYORDU.

ANLATIYORDU YAŞLI SEYYAH, tarihte  taşları,

Kalem olmuş, hilal gibi yarin  kara kaşları,

Antep’te şahin, Bayburt’ta Osman nice başları,

Malazgirt, Plevne, Türkün  İstiklal Savaşları,

SU MÜREKKEP, KEMÂLİ KALEM, DESTAN YAZIYORDU.

                                                                       RUMUZ:KEMÂLİ

(ÖZEL MÜZİKLE KAPANIŞ)

 

 

 

                                                                       İlhan Yardımcı/Bursa

 

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*********

 

ÜÇ OCAK’TAN YÜKSELSİN

 

 

Yetmedi mi yıllardır bu düzmece ayrılış,

Ezelden biz kardeşiz nemize bizim barış;

Hep birlikte sulandı bu toprak karış karış,

Üç Ocak’tan yükselsin sevgi, huzur ve barış.

 

Namlular mermi değil çiçekler atsın artık,

Masum canlar toprağa boşa yatmasın artık,

Düşmanda kullanarak nifak sokmasın artık,

Üç Ocak’tan yükselsin sevgi, huzur ve barış.

 

Kim götürmüş kabrine üç arşın bezden gayrı,

Canı ciğer olmuşuz olamayız biz ayrı,

Çekişip didişmenin kimseye olmaz hayrı,

Üç Ocak’tan yükselsin sevgi, huzur ve barış

 

Dalgalansın bayrağım mahşere dek göklerde!

Yarışalım her işte hep olalım ilklerde,

Başarı asırlardır kalem tutan ellerde,

Üç Ocaktan yükselsin sevgi, huzur ve barış.

 

Yusuf Sönmezler / Akdeniz-MERSİN

 

 

 

*********

 

 

MERSİN’İN KURTULUŞU

 

Yedi düvel yurdu etmiş istila

Talih dönmüş iken hızla tersine

Fransız,Ermeni denilen bela

Girmişler Adana,Tarsus, Mersin’e.

 

Ne Musa’ya uyar nede İsa’ya

Ne haç’a saygılı nede asaya

İsyan eylemişler cümle yasaya

Kudurmuş köpekler ki öylesine…

 

Saldırır hışımla ve de alçakça

Kurşunlar, süngüler kullanılır çokça

İçin’de bir Allah inancı yokça

Hiç kulak vermez mazlum sesine

 

Öyle ki zevk ile kıyar her cana

Görenler kapılır müthiş figana

Yazıklar olsun ki sessiz kalana

Lanet yağsın böylesinin hepsine.

 

Tarihine geçmiştir bu kara sayfa

Kahramanlar ise kanlı bir tayfa

Hala işbaşında bu hain kafa

Yuh olsun bunların cümlesine.

 

Milli ruh ile kurtuldu Mersin

Mücahit lütuftur böyle bilesin

Düşman imansızdır unutma, kesin !

Düşme hiç gaflete çalış dersine.

 

Mehmet Örsel/Tarsus-MERSİN

 

*********

                  OCAÐ’IN   ÜÇÜ                                                                                        Çamlıyayla’dan Tarsus’a,Toroslar’dan Mut’a...                                                                     Kurtardık Mersin’imizi acıta acıta,kanata kanata.                                                                       Her yörük,bir efe,bir yiğit,bin civanmertidik.                                                                      Bu yola baş koymuş yarenleridik.                                                                                                                                                                                                                                     Elinoğlu dayanmışken kapımıza,çekmişken kanlı hançerini...                                    Boş durur mu Mersinli,yaptı son seferini.                                                                                  Bilmezlerdi elbet,Türk’ün sabrı sınanmaz.                                                                           Kalkmışsa şaha kırat,önünde setler kalmaz.                                                                                                                                                                                                                      Düşman derdest olmuş,görünür seyrüsefer.                                                                            Görünce imanını,toz olur,yel olur gider.                                                                                  Torosların ardınca şahlanır yiğitler.                                                                                      Gün bu gündür,yürür zafere Mersinli’ler.                                                                                                                                      

                         Mehmet ali Haksever/Yenişehir-MERSİN                     

 

 

 

*********

 

 

ÜÇ OCAK

 

 

İhtilaf devletleri, sinsi özgürlük ağ da

Mersin işgal altında dönmez gözlerin yaşı

Milli Kuaviye ve Yörük siperdir dağda

Türk süvari birliği halkıyla çeker başı

 

Bizimdir bu topraklar rab gafletten uyandır

Zulümler yeter bitsin millet için ziyandır

Tüm dünya duysun gayrı, işgal ayan beyandır

Türk süvari birliği halkıyla çeker başı

 

Ey haçlı soytarısı kudurmuş zalim iti

Şu güzel toprağıma göz koyan bu zibidi

Hainlerin hepsinin bellidir akıbeti

Türk süvari birliği halkıyla çeker başı

 

Büyük direniş ile düşman kirli oyunu

İngiliz Fransız kim? İpe serildi unu

Kilikya boşaltıldı halkımız gördü bunu

Türk süvari birliği halkıyla çeker başı

 

Birlik beraberlikle sevgi ekildiğinde

İşgalciler ülkeden çıkıp çekildiğinde

Zafer bizim gönlere bayrak dikildiğinde

Türk süvari birliği halkıyla çeker başı

 

          Tülay Aslan/Yenişehir-Mersin

 

 

*********

YALIN KILIÇLA ARSIZLARLA SAVAŞMAYA GİDERKEN

 

Yalın kılıç arsızlarla savaşmaya giderken

Emperyal devletleri yerleşke edindiler obamıza

Kansız teslim aldılar yer, yer vatanımızı

Ezansız bayraksız suskun gök kubbemiz

Çarmıha gerdiler can Çukurovamızı

 

Fransızlar rehber edinmiş eşkıya Ermenileri

Kıyım vardı Tece’de, Camili’de, Mezitli Obamızda

Yanıyordu Tarsus, Mersin alevler dibinde

Mezalim bitmiyordu kan uykusundaki İstanbul

Ezansız mihberler suskun, şerefler taçsız

Çarmıha gerdiler can Çukurovamızı

 

Mustafa Kemal Atatürk yakmıştı ateşi Samsun’da

Yanan yürekler suydu, kavrulan bedende nehir

Artık kınına sığmayan hançerdi tüfekte

Ateş çemberinde yanıyordu Akdeniz usulca

Çarmıha gerdiler can Çukurovamızı

 

Hedef Akdeniz parolasıyla tan kızıllığında uyandılar

Al yazmalı kızlar, kızanlar

Torosta Yörükler hürriyete koşarcasına

Gülek’te yakılan ateş dağılmıştı obamıza

Çarmıha gerdiler can Çukurovamızı

 

Namrun Kemal Bey’di, Molla Kerim’di

Mersin’de Safiye Ünlü7ydü, Hacı İshak, Fikri Mutlu’ydu

Aslan köyde yakılmıştı, hürriyetin ateşi yer, yer

Erçel’e ulaşmış Camili’de sönmüştü çırası

Çarmıha gerdiler can Çukurovamızı

 

Çocuk İbranimle gururluyum, Lafçı Yusuf’la

Hacı Halil Hüseyin’le, Molla Mustafa’yla mutluyum

Eyüp Efendinin kılıcıyla destan yazdılar

Çukurova’nın destanını yazanın torunuyum ben…

 

                                       Ramazan Sevgili/Toroslar-MERSİN

                       

 

 

*********

YAŞAYAN MERSİN

 

Toroslarında farklısın,

Kıyılarında anlı şanlısın.

Bir nefes, sıhatsın.

Sen Yaşayan Mersin!

 

Sıcağını, ayazını,

Serinleten Akdeniz’ini;

Karlı tepelerin esintilerini,

Farklı farklı yaşarsın.

 

Narenciyenle, tarihinle,

Sen esaret nedir?

Bilmedin, bilmezsin.

Sen Yaşayan Mersin!

 

Toroslar’ındaki yörüklerin,

Ulu Türk, Atatürk’ün sesine!

Kuvayi Milliye’yi kurarak,

Yüreklerinden ses verir.

Düşmanları Mersin’den sürüverir.

 

      Mustafa Arslan/Toroslar-MERSİN

 

 




Okunma Sayısı:

16988